17 Ekim 2013 Perşembe

Şimdi her şey sakin. Düz, sessiz, gri. Bir tek gariban bir tepe var, kala kala o kalmış. Baksam, gördüğüm tek yanı demir yığınları, çirkinlik, dağıttıkları korkunç sesler. 


Birgün diyeceğim ki; hadi git İbrahim. Git, gönlümü kıranları kahret. Bütün cevaplar bende, sen soru sorma. 

Git, hepsini kahret.  

28 Temmuz 2013 Pazar

Her gece yaptığım gibi, harika adamların aptal kadınlara aşık olduğu dizimi izlerken Reis hiç susmadı. Ne zaman uykuya dalsam uyandırdı, annemi delirtti, beni bağırttı ve sonunda anladım ki hayvanın bir derdi var. Bunu acilen sana anlatmalıyım çünkü böyle şeyler başıma her gün gelmiyor.

Ayıptır söylemesi annem akşam pastırma almış, Reis de kokusuna delirdi. Suratına falan hohladım, çok sinirlendi. Saat 11'de bağrınmaya başladı ve olaylar tam olarak burda başlıyor. Hiç susmadı, sesi kısıldı. Binbir şımarıklık. Reis uyuyan insanı uyandırmaz. Tepemize bindi. 'Bir dilim pastırma için değer mi Reis?!' diyemedim, değer.

Hayvan susmuyor, kafama çıkıyor, kolumu ısırıyor, bağrıyor da bağrıyor. Hakim olamıyorum. Sonra anneme gidiyor aynı işkence. Yavrucuğum döndü durdu, o zaman dedim ki bunun bir derdi var. Küvete girmiş bas bas bağırıyor. Aha dedim kusacak. kafasını sevdim, konuştum, geçecek dedim.

Sonra, bir anda Reis taş kesildi. Kuyruğunu kaldırdı, gözlerini gözlerime dikti ve küvete çatır çatır sıçtı. O kadar kötü kokmasına rağmen o hayvanın cüssesinden bu kadar kaka çıkabildiğine şaşırabileceğim kadar sıçtı. Allah seni kahretsin Reis dedim. Utancından gitti küvetin bir kenarına saklandı. Ama nasıl kötü kokuyor. Bütün midem ağzımda. Tereyağlı ekmeğin üzerine özenle koyup yediğim bütün pastırmalar ağzımda ama sanki tadı bokla karışmış. Kendimi banyodan dışarı attım, tansiyonum düştü, annem ne oldu diye korktu. 'Sıçtı' dedim. Gitti küvetin ortasına sıçtı.

Boku almam gerekiyor, cesaretim yok. O kadar kötü kokuyor. 15 dakika önce yatağımda yatmış, mal mal dizi izlerken  kendimi ağzımda gaz maskesiyle, sabahın altısında kedi boku temizlerken buldum. Gelsin çamaşır suları, gitsin fayans temizleyiciler.

Reis utancından odama kaçmış, o boklu patileriyle yatağıma çıkmış. Banyodan odama uzanan boklu pati izleriyle Reis adeta modern bir Hansel. Başımıza ne gelse boktan geliyor. Mal sahibine çekmezse haramdır derler ya, heh işte aynen o.

Şu anda hayvanım ağzıma sıçmış olmanın huzuruyla bebekler gibi uyuyor, ben pis pis kokuyorum.

O pastırmalar haram oldu ve şimdi üzerinde senin uyuduğun çarşafları değiştirmem gerekecek çünkü Allah seni inandırsın ben böyle bok kokusu ne gördüm, ne duydum. Al sana çirkin, kirli, bağırsaklardan kopup gelmiş gerçeklik.

Eğer bir gün beni çok özlersen, çok aşk acısı çekersen ya da herhangi bir sıkıntından dolayı boğazın sıkılıyormuş gibi hissedersen git fayansa sıç. Gerçekten insanın aklını başından alan bir deneyim. Birkaç saatliğine dert, tasa bırakmıyor.

5 Haziran 2013 Çarşamba

Her şeyi gören ve bilen Allah'ım;

görüyorum ki bizim birbirimizi nasıl sevdiğimizi görmekten geri kalmışsın. Gör. Senin o karanlık saçan meleklerin, benim için sikko sikko dolaplardan çıkan Böcürt'lerden farksız ve ben şu 16 ayda karşıma 1000 tane Böcürt çıksa, anasından, gurbetçi akrabasına kadar sikebilecek kadar mutlu anı biriktirdim. 24 yaşında, sevgisi ve hayal gücü dışında hiçbir silahı olmayan bir kızcağızla dehşet, terör, korku kullanarak savaşıyorsun. Ayıptır. Cemal'imi size yedirmem.

Kendi hanemde, borik asitle ıslatılmış pamukları şekerle kaplayıp karınca katliamı yaptığım şu günlerde, Cennet'te susuz kalacağıma emin oldum ama bu Dünya'da bizi ayıramazsın. Beni O'na ait olan Dünya'nın en rahatsız çek-yatından koparamazsın. Genciz lan biz. Tabii ki birbirimizi seveceğiz. Neden bir tek seni sevelim istiyorsun? Neden şu adamı, paylaşmaya kıyamayıp, binbir şerefsizlikle koynumdan alıyorsun? Çok mu yalnızsın, çok mu mutsuzsun da kullarının mutlu olabilme ihtimaline dahi dayanamıyorsun? Sonsuzluk sana aitken, kısacık ömrümüzün daha başında içimize ölüm korkusu yerleştirmek hangi vicdana sığar? Mutlu olmak için heves etmiş, güneşe kanat açmış, modern İkarus'ların kanatlarını daha havalanmadan eritmek kalleşlik değil midir? Bak ben senden korkarım, saygım da sonsuzdur ama Allah'san, Allah'lığını bil. O orospu meleklerini al, git Fransa sokaklarında ne bok yiyeceğini bilmeyen adamlara gönder yoksa ben gerçekten cehennemde kombineyi garantilemek pahasına belalarını sikeceğim. Damarlarımda Yezidi, Kürt, Ermeni ve Bulgar kanının yanında Tanrıça kanı taşıyor olma ihtimalim hiç de az değil. Sonsuzluksa olay, ölene kadar sonsuzum. Öldükten sonra karıncalar getirmese de güleryüz gösterdiğim esnaf benden bir bardak suyu esirgemez. 

Amaaaan. Sikerim ya. Dünya, ahiret sizin olsun. Ben Cemal'imi istiyorum. 

Arz ederim. 

28 Kasım 2012 Çarşamba

03:10



Gece vakti aklıma bir şeyler geldi, koca evde yazacak kağıt bulamadım. Zaten bulsam ne işe yarayacak hiçbir fikrim yok çünkü kafamda durmaksızın 'Gümüş kemer ince bele dar gele, dar gele oy' çalıyor. Şu aralar  dikkate alınacak bir halim yok.

Uykusuzluktan mustarip adamın halinden en iyi kafasını yastığa koyar koymaz uyuyabilen adam, uyuyamadığında anlar. Bir kitap bitti neredeyse. Çok da güzelmiş aslında. Belki Allah 'Oku ya kulum!' demiştir.

Dışarıda gök delindi, canım aynaya bakmak istiyor, bakamıyorum. Burada ayna bulmak kağıt bulmaktan daha zor. Soluk beyaz ışıklı banyo aynasında, parmak uçlarıma yükselip aynaya bakma kötülüğünü de kendime yapmam, yapamam. Zaten o zaman boynumdaki damarlar çirkin çirkin çıkar, çıkınca dokunasım gelir, dokununca kan akışını hisseder gibi olurum, hisseder gibi olunca tansiyonum düşer.

Allahtan yardımıma Hemingway fotokopilerim yetişti  de pis pis damarlarımla oynamak zorunda kalmadım. Yanlış anlaşılmasın, günlük yaşantımda asla işim olmaz. İngilizce ödevim sebebiyle yanımdaydı kendisi. Hem Stradivarius'dan neyi eksik? O da Bulgurlu'da ağlasın.

Dışarıda resmen kıyamet kopuyor. Gittim az önce, Batuhan'ın uyuduğu koltuğun tepesine tünedim. Loş ışıklar, eğri büğrü sokak lambaları, yağmur.. Romantiğim ya amına koyayım. Peki bu adam bu kadar şekilsiz nasıl uyuyabiliyor? İnsanın kaburgası ciğerine saplanır be. Salonda yaptığım binbir gürültüye rağmen niye uyanmıyor? Tekmeyi ha yedi, ha yiyecek ama şükretsin ki pezevenk, ben bayağı romantiğim, ayakları da buz gibi olmuş diye kıyamıyorum. Bir de şükretsin ki perdeler çok güzel kokuyor. Eğer cennette perde varsa o perdeler kesin böyle kokuyordur. Peki bu adam bu perdeler böyle güzel kokarken hala nasıl uyuyabiliyor? Burnumu yeni temizlediğime dua etsin. Yoksa sırf sinirimden perdeye sümkürebilirdim.

Neyse ki hava acaip yağmurlu, ben über romantiğim. Ortalığı sel götürüyor. Aklıma Galatasaray'ın maçı geldi, sinirlenmedim. Çünkü o sırada beynim full-force biçimde, bu kadar sağanağa rağmen suyla dolmayan çöp kutusuna takılmıştı.

Aslında uyusam ne güzel olurdu ama o uyumanın sonunda 2 gündür uyandığım gibi yine bembeyaz odada uyanmak var. Age Of Empires'da benden habersiz çağ atlatılmış da evlerim upgrade olmuş hissiyle uyanmak var. Uykumda kasılmaktan kitlenmiş çenemi açmak için yapmam gereken egzersizler var. Ben bu odada yüzlerce kez uyandım, diye düşünüp kendimi harita üzerindeki konumumu düşünerek sakinleştirmek var.

Dışarıda kıyamet kopuyor, içeride kıyamet kopuyor, iki farklı şehirde iki beyaz odada kıyamet kopuyor, o çöp kutusu tonlarca yağmura rağmen suyla dolmuyor.. Bu kadar patırtının içinde Batuhan nasıl hala uyur? Hadi bunları geçtim gece vakti yeniden ısıtılan çayın fokurdama sesine nasıl uyanmaz?

24 Ekim 2010 Pazar

Oh, Ryan!

Konumuz The Sims  3.

1 aydır deli gibi allahçılık oynuyorum. İlk karakterim bendim. Baya da şırfıntı bir karakterdim. Para şifresini bildiğim için çok zengindim, işe gitmeme gerek yoktu. Bütün günümü parkta yeni insanlar tanışıp şırfıntılık yapmakla geçiriyordum. Sonra çoluk çocuğa karıştım, kocamın etrafına evimizin bahçesinde küçük bir oda yaptım ve kapı koymayı unuttum. Açlıktan öldü.

Ama bu esnada oyunun o 'yabancı' tavırlarından inanılmaz sıkıldım. Yeni karakter aldım, erkek bu sefer. Günlük giysisi beyaz atlet ve don. Ayağında parmak arası terlik var. Bütün gün temel ihtiyaçlarını karşılayıp bahçede mangal yaptırıyorum. Sims'im çok mutsuz. Canı topluma karışmak istiyor, banyo yapmak istiyor, gitar çalmak istiyor, spor yapmak istiyor, kitap okumak istiyor, balık tutmak istiyor, seks yapmak istiyor, bisiklete binmek istiyor, sinemaya gitmek istiyor, internette chat yapmak istiyor. İstiyor da istiyor! Kendisi depresif olabilir ama bütün baskılarıma rağmen intihara meyilli bir karakter değil. Ryan bütün gün mangal yapıyor, pis pis kokuyor.

Bıraksam ölecek, bırakmıyorum da.

Eminim kendi dilinde 'YAŞAMAK BU DEĞİL!' diye haykırıyor. Ryan çok memnuniyetsiz bir adam.

Sefaletinden zevk almıyordum ama üzülmüyordum da. Ama bugün bana bir baktı ki anlatamam. Taa gözlerimin içine baktı. Her pikseliyle acı çekerek baktı. Ben de ona baktım. Mangal yapmayı kesmesini emrettim. Gözlerindeki minnet ifadesini gördüm. Hemen duşa yol almaya kalktı. Dolandı, dolandı. Fark etti ki evin kapısını yok etmişim. Ağladı, zırladı.

O an içim sızladı. Tamam dedim lanet olsun, al sana kapı. Salak o kadar umutsuzdu ki kapı koyduğumu anlamadı bile. Boş boş durdu, bana baktı.

Bu esnada ben eve ikinci bir kat yaptım, dayadım döşedim. Her şeyin en lüksünü, en güzelini aldım. Tam 5 saat uğraştım dekorasyonla. En pahalı arabayı aldım kapıya koydum. O durmaya devam etti.

Yani dünyanın en sanal varlığının içinden yaşam sevincini almayı başardım.

Şimdi birbirimizi çok seviyoruz. Kasabadaki bütün kızlar Ryan'a hasta. Ama Ryan salaktı, salak kalacak. Mangalın başındaki günlerini çabuk unuttu.

Allah kimseyi benim elime düşürmesin.

18 Ekim 2010 Pazartesi

çok lezzetli ♥

Kıyafet alışverişinde deli gibi sıkılmam alışverişle mutlu olmadığım anlamına gelmiyor. KADINIM BEN!

Bugün çok keyifli bir alışveriş yaptım mesela.

1 kilo kedi maması
1 kilo mandalina
1 litre kola
2 kutu lavabo açıcı
125 gram ıhlamur
1 kutu tel toka
1 adet rende

Birbirinden alakasız şeyleri bir araya getirmenin zevki anlatılamaz. Çok keyiflendim.

Eğlenirken öğrenmeyi de unutmadım. 1 kutu lavabo açıcının 0,36 lira olduğunu biliyor muydunuz? Yıllardır gördüğüm en ucuz şeydi sanırım.


Şimdi kedi mamasıyla mandalinayı rendeleyip önceden erittiğim 2 kutu lavabo açıyla bir güzel karıştırıp, kolayı da ilave ederek kendi buharında 25 dakika pişmeye bırakacağım. Piştikten sonra ıhlamur yaprakları ve tel toka ile süsleyip sıcak olarak servis edeceğim. Afiyet olsun!

17 Ekim 2010 Pazar

selam şiva!

Oldu mu?